Keşan Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Anbarcı, TPAO’nun Trakya’daki petrol ve doğal gaz projesi için verilen acele kamulaştırma kararının yeniden ele alınmasını istedi. Anbarcı, odanın TPAO’dan resmi yazıyla ayrıntılı bilgi istediğini açıkladı.
Sürecin toprak sahiplerinin oluru alınarak, aşama aşama ve bütüncül bir ÇED raporuyla yürütülmesi gerektiğini söyledi.
5 Eylül 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 11738 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, TPAO’ya “Trakya Petrol ve Doğal Gaz Arama ve Üretim Projesi” için acele kamulaştırma yetkisi verdi. Yetki; sondaj lokasyonları ve yolları, boru hatları, enerji nakil hatları, üretim kampları, idari kampüsler ve depolama tesisleri için gereken taşınmazları kapsıyor ve mülkiyet ya da irtifak hakkı yoluyla kullanılabiliyor. Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Çanakkale’nin Gelibolu ilçesini ilgilendiren karar, bölge çiftçisini ve ziraat odalarını tedirgin etti. Keşan TSO Yönetim Kurulu Üyesi ve Tarım Grubu Sözcüsü Mustafa Anbarcı da konuya ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.
“Aramaya değil, aceleye karşıyız”
Yerli enerji kaynaklarını önemsediklerini vurgulayan Anbarcı şunları söyledi: “Trakya bu ülkenin enerji hikâyesine yabancı değil; Hamitabat ve Kumrular’daki ilk ekonomik gaz keşiflerinin üzerinden yarım asrı aşkın zaman geçti. Dışa bağımlılığı azaltacak yerli kaynağa kimse karşı çıkmaz. Ama enerji ararken, kaybedildiğinde yerine konamayacak toprağımızı ve suyumuzu tehlikeye atamayız. İtirazımız aramaya değil, bu büyüklükte bir müdahalenin oldubittiye getirilmesinedir.”
“Belirsizlik üreticiyi de yatırımcıyı da bekletiyor”
“Kararın, Petrol Kanunu’nun tanıdığı imkânla Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesine dayandığını biliyoruz. Ancak hukuken mümkün olan her şey her durumda doğru değildir. Olağan kamulaştırmada idare önce malikten satın almayı dener ve taşınmaza ancak bedel kesinleşip tescil yapıldıktan sonra girer. Acele kamulaştırmada ise bilirkişinin biçtiği bedel bankaya yatırılır yatırılmaz el konulabiliyor, kıymet takdiri dışındaki işlemler sonraya kalıyor. Tekirdağ Barosu’nun da hatırlattığı gibi bu, mülkiyet hakkını derinden etkileyen istisnai bir yoldur. Üstelik karara köy ve parsel bazında bir liste eklenmedi; ortada yalnızca 1/900 bin ölçekli genel bir harita var. Böyle bir haritadan hiçbir çiftçi kendi tarlasının etkilenip etkilenmeyeceğini çıkaramaz. Yeni sezonun ekimini planlayan üreticiyi de yatırım kararı verecek sanayiciyi de bu belirsizliğe mahkûm edemeyiz.”
“Toprak bir kez bozulursa geri gelmez”
“Trakya, ülkemizin buğdayında ve ayçiçeğinde başı çeken üretim bölgelerindendir. ‘Çeltiğin başkenti’ diye anılan Edirne’miz, Türkiye’nin çeltik üretiminin yarısına yakınını tek başına karşılıyor. Keşan’da ayçiçeği hasadının sürdüğü şu günlerde şunu hatırlatmak isterim: Ayçiçeğinde yıllık ihtiyacının tamamını hâlâ üretemeyen bir ülkede tek bir verimli dönümü kaybetmek bile pahalıya mal olur. Kararın kapsamında tarlaların yanı sıra meralar ve ormanlar da var.
Mesele yalnızca kuyunun kurulduğu alan değildir; o kuyuya yol, hat ve tesis de gelir. Ağır iş makineleri tarlaya girer, verimli üst toprak sıyrılır, toprak sıkışır, drenaj bozulur, araziler parça parça bölünür. Toz, gürültü ve kamyon trafiği yaban hayatını da rahatsız eder. Oluşması yüzyıllar süren toprak, birkaç haftada telafisi güç biçimde zarar görebilir. Daimi irtifak kurulan bir güzergâh ise o tarlanın hem değerini hem kullanımını kalıcı olarak kısıtlar.”
“Kaya gazı sorusu yanıt bekliyor”
“Enerji Bakanımız geçen yıl, Trakya’da gaz potansiyeli gördükleri sahalarda ‘konvansiyonel olmayan’ yöntemlerle üretim yapılacağını açıklamıştı. Basına yansıyan bilgilere göre TPAO’nun 2020 faaliyet raporunda, Trakya’daki bazı kuyularda hidrolik çatlatma uygulandığı yer alıyor. Yeni karar ise açılacak kuyularda bu yönteme başvurulup başvurulmayacağı konusunda sessiz.
Hidrolik çatlatma, su, kum ve kimyasallardan oluşan bir karışımın kaya katmanlarına yüksek basınçla basılması demektir. Yüzeye geri dönen su tuz, ağır metal ve kimyasal kalıntı taşıyabilir. Depolama ya da taşıma sırasındaki bir sızıntı toprağımızı ve derelerimizi, kuyu yalıtımındaki bir kusur ise yeraltı sularımızı kirletebilir. Deprem kuşağındaki bir bölgede yer altına basınçla sıvı verilmesinin etkileri de ayrıca incelenmelidir.
Komşumuz Bulgaristan, tahıl ambarı saydığı bir bölgeye verilen kaya gazı ruhsatı üzerine yükselen itirazların ardından Ocak 2012’de hidrolik çatlatmayı yasakladı; böylece Fransa’dan sonra bu adımı atan ikinci Avrupa ülkesi oldu. Biz yasak istemiyoruz; ama komşumuzun bu denli ciddiye aldığı bir riski, bütüncül bir ÇED raporu görmeden göze alamayız.”
“Keşan susuzluğu yaşadı”
“Su, Trakya’nın kırmızı çizgisidir. Geçen yıl eylülde 56 milyon metreküplük Kadıköy Barajımızın doluluğu yüzde 1’in altına indi, ilçemizin suyu kuyulardan karşılanmak zorunda kalındı. Yeraltı suyunu son güvencesi olarak gören bir bölgede şu sorular yanıtlanmadan tek adım atılmamalıdır: Proje ne kadar su tüketecek, bu su nereden alınacak, atık su nerede bertaraf edilecek?”
“Süreç adım adım ilerlemeli”
Anbarcı taleplerini şöyle sıraladı: “Bölgedeki bazı TPAO kuyularına, Proje Tanıtım Dosyası incelenerek ‘ÇED Gerekli Değildir’ kararı verildiğini görüyoruz. Oysa tek başına küçük görünen her kuyu, yol, boru hattı ve depo, bir araya geldiğinde bütün bir havzanın kaderini değiştirebilir.
Bu nedenle öncelikle acele kamulaştırma kararı yeniden değerlendirilmeli, süreç olağan usule döndürülmelidir. Toprak sahipleriyle uzlaşma yolu sonuna kadar denenmeli; malikin oluru alınmadan ve hakkaniyetli bir bedel konuşulmadan hiçbir tarlaya iş makinesi girmemelidir.
İkincisi, kuyuları, yolları, boru hatlarını ve depoları birlikte ele alan, halkın katılımına açık, bütüncül bir ÇED raporu hazırlanmalı; rapor tamamlanmadan arazilere girilmemelidir.
Üçüncüsü, hidrolik çatlatma yapılıp yapılmayacağı, kullanılacak su ve kimyasallar ve atık yönetimi kamuoyuyla paylaşılmalıdır.
Dördüncüsü, etkilenecek alanlar köy ve parsel bazında ilan edilmeli; muhtarlarımızın, ziraat odalarımızın, ticaret ve sanayi odalarımızın, belediyelerimizin ve üniversitelerimizin görüşü alınmalıdır.
Çalışmalar önce sınırlı ve denetlenebilir bir ölçekte başlamalı, sonuçlar paylaşıldıkça aşama aşama genişlemelidir. Hiçbir işe başlanmadan önce toprağın ve suyun bugünkü durumu bağımsız ölçümlerle kayıt altına alınmalıdır.”
“TPAO’dan resmi yazıyla bilgi istedik”
Odanın konuyla ilgili somut adımlar attığını belirten Anbarcı şöyle konuştu: “Keşan Ticaret ve Sanayi Odası olarak TPAO’ya resmi yazıyla başvurduk ve projeye ilişkin ayrıntılı bilgilendirme talep ettik. Bölgemizin pek çok sorusu var: Hangi köy ve parseller etkilenecek, kaç kuyu açılacak, hangi yöntemler uygulanacak, su nasıl kullanılacak ve atıklar nasıl yönetilecek? Bu sorulara açık ve yazılı yanıtlar bekliyoruz. Önümüzdeki süreçte ilgili kurumlarımız ve oda birimlerimizle ayrıntılı toplantılar yapacağız. Kararın bölgemize, üreticimize ve ekonomimize etkilerini tüm yönleriyle değerlendireceğiz.”
Anbarcı sözlerini şöyle tamamladı: “Enerji arz güvenliği ne kadar değerliyse sofradaki ekmek ve musluktan akan su da o kadar değerlidir. Kirlenen bir yeraltı su kaynağını, verimini yitiren bir tarlayı hiçbir kamulaştırma bedeli geri getiremez. Keşan Ticaret ve Sanayi Odası olarak konunun takipçisi olacağız. Amacımız, üreticimizin, esnafımızın ve sanayicimizin hakkını gözeten, bilime ve şeffaflığa dayanan bir yol izlenmesidir.” dedi.
Haber Merkezi
